Ride To Balkans 2018

Oy kullanmanın en temel vatandaşlık sorumluluğu olduğuna inanan Ride for Pleasure ekibi, 24 Haziran 2018 günü sabah erkenden oylarını kullandıktan sonra Ayten Usta Opette buluştular.

1. Gün: Eskişehir – Dereköy – Burgaz

Ekipte 3 BMW R1200RT (Can Pak, Cengiz Çetin, Serdar Kiriş), 1 Honda Crossrunner (Murat İkizler), 1 Triumph Tiger 800 XRX(Kerem Temel) ve 1 Harley Davidson Dyna (Engin Ak) vardı. Taner Hocamız da bizi uğurlamaya gelmişti. Son kontroller tamamlandıktan sonra yola çıkıldı. İlk mola İnegöl sonrası Osmangazi ve Fatih Köprülerinden İstanbul’un Edirne çıkışına kadar sürüldü. Yoğun trafik nedeniyle (ya da başka sebeplerle) Kerem başka grupların arkasına takıldı. Neyse ki kısa zamanda kavuştuk.

Güzel bir sürüş yaparak Dereköy Sınır Kapısına vardık; ancak sanırım sağanak halinde yağan yağmur nedeniyle olacak; fazla yoğunluk yoktu. Sınırı geçtikten sonra hedefimiz olan Burgaz’a kadar çok güzel virajları olan yeşillikler içinde bir yol karşıladı bizi. Motorlar yoğun yağmurda kayarcasına ilerliyordu (!)…Dereköy Burgaz arası 60 km. Burgaz çok sevimli bir şehir. Deniz kıyısı olmasının verdiği ferahlığı size hissettiriyor. Otelimiz “Hotel Burgas Free University” tam şehir merkezinde konumlanmış; yakınında motorsikletleri güvenle emanet edebileceğiniz otopark imkanı ile beklediğimizden daha konforlu idi. Tek sorun hiçbir görevlinin kendi dilleri dışında dil bilmiyor olması idi; ama evrensel “tarzanca” yöntemi ile bu sorunu da aştık. 

Akşam yemeğini “Happy Grill Restorant”da yedik. Şehir merkezinde trafiğe kapalı yollarda yaptığımız keyifli yürüyüş sonrasında vardığımız bu mekan beklentilerimizin çok ötesinde oldukça başarılı bir restoran. 

2. gün : Burgaz – Varna – Razgrad- Rusçuk- Bükreş

Ertesi sabah doktor hocalarımızın eşliğinde Burgaz Sağlık Sistemini küçük bir denetimden (!) geçirdik. Öğlene doğru Bükreş’i hedef alarak tekerleri döndürdük. Burgaz’dan 30 km ileride yer alan Nessebar kıyı şehri mutlaka görülmesi gereken bir yer. Şehre deniz kıyısından keyifli bir yoldan giriş yapıyorsunuz ve bizim ege kasabalarını andıran güzelliği karşısında rahatlıyorsunuz. Yat limanını geçince açık otoparka motorlarımızı güzenle emanet ettik Şehrin deniz seviyesinden yüksekte yer alan ve merdivenle çıkılan çarşı merkezi görülmeye değer. Burada limonatalarımız ile serinledikten sonra Varna’ya doğru yola koyulduk. 

Bulgaristan’ın yeşiliğin hakim olduğu enfes tabiatı içinde asfalt kalitesi orta derecede olan yolları ile Varna’ya ulaştık. Varna büyük ve kalabalık bir kent. Yolda Can Başkanımızı huzursuz eden karın ağrısını göz ardı etmemek adına bu kez de şehir merkezinde yer alan Varna Devlet Hastanesine uğradık. Burada 3 saate yakın tetkik ve tedavi için oyalandık; çok şükür ciddi bir sorunu olmayan Can Başkan rahatladı. Hastanede acillde görev yapan doktor ve hemşire hanımların bize sıcak ilgisini, misafirperverliğini not düşmemek haksızlık olur. Öyleki tüm tetkik ve serum vs tedavinin ardından hiçbir ücret yansıtmadan bizi yolcu ettiler. 

Can Başkanımızın rota ve molalar üstünde ne kadar deneyimli olduğu bir kez daha tüm ekip tarafından anlaşıldı. Hava şartları ve yollarda karşılaşılan ufak tefek sorunlar kimse için dert yaratmadan savuşturuluyordu.Akşam saatlerinde Bükreş’e varıldı. Otelimiz “Atrium Bucharest City Center” kent merkezinde ve güzel bir otel. Motorlar için uygun park alanı da vardı. 

Bükreş’te akşam yemeğini referansları çok yüksek olan “Caru’ Cu Bere” restoranda yemeğe karar verdik. Kent merkezinde eski ve görkemli bir kiliseden restorana devşirilen bu mekan mistik atmosferi, enfes menüsü ile çok popüler. Binanın tasarımı, içerideki canlı müzik, ambians ve yemekler / içkiler harikaydı. Rezervasyonsuz girilemez yorumlarına kapıda kuyruk bekleyen 20 civarında kişiyi de ekleyince önce hayal kırıklığı yaşadık. Ama unutmayacağımız bir anektot yaşadık. Önümüzdeki kuyruğa kaynak yaparak kapıdaki görevliye ulaştık ve “başkan geldi, bu akşam burada yemek istiyor” dedik. Görevli başkan kim bile demeden bizi kuyruğun yanından içeri davet etti ve mekanın tam ortasındaki büyük masaya her birimizi misafir etti. Şaşkınlık içinde başkanımızın gücüne bir kez daha tanık olmanın mutluluğu ile biralarımız yudumlayıp, siparilerimizi verdik. Bükreş hareketli gece hayatı, köpekli, nostaljik sokakları ve devasa yapıları ile herkesi mutlu etti. Ertesi günkü zorlu etap olmasa kimseyi otele uykuya götüremezdi

3. Gün: Bükreş – Sinaia – Braşov – Bran Kalesi – Transfăgărășan – Sighisoara

3. günün akşamı Sighisoara’da geceleyecektik ama bizleri muhteşem bir rota bekliyordu ve elbette herkesin aklında Transfăgărășan vardı. Zamanında Transilvanya, Macaristan topraklarıymış. Osmanlı’dan korkan Macar kral, Transilvanya’yı koruması için bir Alman kökenli şövalye topluluğunu (Teutonic Knights) davet etmiş. Braşov’u 13. yy’da onlar kurmuşlar. Ticaret yolları üzerine olması ve vergiden muaflığı sebebiyle burada inanılmaz bir zenginlik birikmiş. Bu sebeple buranın mimarisi masallardan fırlama güzellikte. Peleş kalesi (Castelul Peles) muhteşem mimarisi; görkemli bahçeleri ile mutlaka ziyaret edilmeli. Kont Drakula’nın şatosunda (Bran Şatosu) müze haline getirilen bir efsanenin yaşamına tanıklık ettik, enfes bahçelerde dolaştık. Romanya’nın meşhur diktatörü Çavuşesku tarafından askeri bir güzergah olarak inşa ettirilen Transfagarasan Yolu Romanya’da görülmesi gereken yerlerden. Romanya’nın Karpat Dağları’nın güney kesiminden geçen bu dağ yolu Piteşti yakınlarında bulunan Bascov Köyü yakınlarında başlıyor. Yol, Almanlar tarafından yapılmış olan Transalpina‘dan sonra ülkenin ikinci en yüksek asfalt yolu olup adını Făgăraș Dağları’ndan alıyor. Asfalt kalitesi bu enfes virajlarda bizde hayal kırıklığı yarattı. Üzerine yoğun yağan yağmuru da eklerseniz sürüş çok keyifli değildi; ama içinde bulunduğunuz görkemli coğrafya tüm olumsuzluklara rağmen coşkumuzu hep diri tuttu. Uzun rota ve yağmurun verdiği yorgunluk ile akşam 21:00 dolayında Sighisoara’ya vardık. Konakladığımız çevrenin güzelliğine hayran kaldık. Pastel boyası gibi duran rengarenk evleri, Arnavut kaldırımlı sokakları ve tarihi kuleleriyle Romanya’nın en popüler turist rotalarından. UNESCO kültür mirası listesinde bulunan şehir, aynı zamanda Vlad Tepeş’in (nam-ı diğer Dracula)’nın doğum yeridir. Arnavut taşlı yolları, ortaçağdan kalma atmosferi ile bu kent bizi resemen büyüledi. Otelimiz “Casa Cu Cerb” (Stag house olarak da geçiyor) merkezde yer alıyor ve sizi 200 yıl öncesinde bir atmosferde ağırlıyor. Motorları otelin arkasında kapalı bir kilitli bir kapıdan ulaşılan daracık koridor benzeri bir avluda güven altına aldık. O kadar motor oraya nasıl sığdı ve nasıl çıktı; görülmeye değer bir uğraş idi. Yorgunluktan akşam yemeğimizi otelin hemen karşısındaki “Pizzeria San Gennarc” önündeki sokak masasında yedik. Nefis pizzası ve Romanya birası ile yorgunluğumuzu dindirdik.  

4. Gün: Sighisoara – Sibiu – Transalpina – Vidin

Yağmurlu ama nefis bir sabaha uyandık. Havanın sağanak yağışlı olması ve rotanın uzunluğu nedeni ile içimiz burularak Transalpinayı pas geçmeye karar verdik. Yağmurda yol almak… Yağmurda yol almak… Artık kıyafetler dayanamamaya başladı ve mecburen takviye yağmurluk, eldiven, torba, vs almak için “Sibiu” kent merkezinde bir mağazada uzun bir mola verdik; daha doğrusu biraz kuruduk. Vidin’deki otelimiz “Hotel Anna-Christina”. Büyük bir olasılıkla tarihi bir bina, bahçesi bakımlı ve yüzme havuzu da olmasına rağmen hava müsait değil. Hemen yakında nefis bir restoran buluyor ve içkilerimizi yudumluyoruz.

5. Gün: Vidin – Niş – Üsküp

Vidin’den kahvaltı sonrası ayrılıyoruz, hedef Makedon’ların Üsküp’ü. Bu arada öğle yemeği için Sırbistan’da Niş’de Nišava Nehri kıyısında yer alan “Staropramen kafe-restorant” da öğle yemeği molası veriyoruz. Yine mükemmel bir mola yeri. Teşekkürler Başkan! Keyifli bir sürüş sonrası vakitlice Üsküp’e ulaşıyoruz. Akşam yemeğini de aldığımız, otelimiz “Hotel London B&B” tam şehir merkezinde. Keyifli ve temiz bir otel ve merkezde olduğundan her yere yürüyerek ulaşabiliyorsunuz. İskender’in şehrinde, gösterişli bina ve heykellerin arasında turalıyoruz. 

6. Gün: Üsküp – Ohrid – Bitola – Selanik

Üsküp’te uyanmaktan daha güzeli yağmursuz bir Üsküp’te uyanmaktır. Durum böyle olunca hemen Matka Kanyonuna yol alıyoruz. Yolu baralara düşenler sakın ha bu tabiat güzelliğini es geçmesinler. Nefis bir yapay göl. Manastır yanında kahvelerimizi yudumluyoruz.

Ardından öğle yemeğini alacağımız Ohrid’e sürüyoruz. Göl kıyısında yer alan bu popiler kent Haziran sonunda güzel havada oldukça kalabalık. Keyifli bir gezi ve yemek sonrası Atatürk’ün şehri, Manastır’a (Bitola) devam ediyoruz. Tanıdık görüntüler, tatlar… Manastır bizi çok samimi karşılıyor; çarşı merkezinde kahvelerimiz yudumlayıp, kısa bir merkez yürüyüşü yapıyoruz. Görmeyenlerimiz müze haline getirilen merkezde yer alan atanın okulu Manastır askeri İdadisini geziyor. Ama geç kalmamalıyız, akşam Selanik’teyiz. Ve Selanik, sanki İzmir’deyiz, Astoria Hotel şehir merkezinde ve yeme-içme mekanlarına çok yakın, biraz turaladıktan sonra güzel bir meyhanede soluğu alıyoruz, masalar dışarı atılmış, kalabalık ve güzel kokular, güzeller…

7. Gün: Selanik – Kerometi – Gelibolu

Kahvaltı sonrası Astoria Hotelinden ayrıldık, Kavala üstünden Keramoti yaptık. Elbette Babişin Restoranına uğradık ve Babiş bizi yine çok mutlu etti. Ardından İpsala’ya sürdük. Pasaport işlemlerinden sonra Gelibolu’ya ulaştık. Geleneksel olarak bizi dönüşte karşılayan Oya otele yerleştik ve iskelede geleneksel mekanımız “İlhan Restorant”da iskele vapur manzaraları eşliğinde güzel bir akşam yemeği yedik.

8. GünGelibolu – Bursa – Eskişehir

Kahvaltı sonrası Gelibolu’dan Çardak’a feribotla geçtik ve eve dönüş yolunu Balıkesir-Bursa üstünden keyifle tamamladık.